Pazar, Ocak 04, 2015

Dervis kasiklari...

Basucu kitaplarim vardir benim zaman zaman rehberliklerine ihtiyac duydugum, okumaktan hic bikmadigim, gonul patikamin isiklari azaldiginda yolumu aydinlatanlarim vardir kilavuzlarim. Onlardan birkac tane cok begendigim oykuyu sizlerle paylasmistim daha once...
Bu aralar yine sevgi konusunda niye boyle eksigiz, basaramiyoruz dogru duzgun sevmeyi diye dusunurken, basucumdakiler imdadima yetisti! Yine kafamdaki karanlikta kalan bolumleri aydinlatan,yine beni mest edenlerden birini sindire sindire defalarca okuyup, oh be! deyince yok olmaz paylasmaliyim bunu da dedim. 
Sarsiyor beni her okudugumda, cok etkiliyor. Umarim sizde begenirsiniz!

Ne guzel bir ders veriyor bilge, dervisin kasiklariyla...

"Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" diye sordular bir bilgeye.

Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi. 
Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi: "Herkes kaşığının ucundan tutmak zorundadir." 

Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.

Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi. Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıkları ancak saplarının uçlarından tutabilecekleri kuralı söylendi. 

Ev sahibi bilgenin "Buyurun, afiyet olsun" sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve... 
Herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Bu yöntemle herkes karnını doyurabildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu.

Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulundu:

İşte, dedi. "Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir. Ve kim ki başkalarıni da düşünür ve onlari doyurmaya calisirsa bir baska kisi tarafindan o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazarda alan değil, veren kazançlıdır her zaman..."   
William Gapeynski