Pazar, Temmuz 12, 2015

Her fotoğrafın bir hikayesi var

Çok üzgün olduğum bir gündü, yine hayatın altını üstüne getirdiğim günlerden bir gün.
Çok sevdiğim, gencecik yaşta kaybettiğim canlarımdan birinin 27 senedir hiç görmediğim bir resmini ummadığım bir anda gözümün önünde görünce, aldığım nefesten bile nefret ettiğim bir gündü!
Ölüm acısını yine bütün hücrelerime kadar hissedip, adaletsizliğinden çokça payını aldığım hayata, küfürlerimi bol bol savurduğum pis bir gündü.  Çok uğraştım hafif atlatmak için o günü ama başarılı olamadım ne yaptıysam fayda etmedi, kendimi bir türlü hayatın içine sokamadım o gün ve ondan sonraki birkaç gün.


Ev dar, duvarlar üzerime üzerime geldi ve kendimi şakır şakır yağan yağmurda sokağa attım. Kibarca gözyaşlarım sicim gibi aktı yanaklarımdan demek isterdim ama öyle olmadı, böğüre böğüre ağlayarak yürüdüm uzun bir süre.  Sonunda hırpalanan ruhuma ve bedenime huzur vermek için yürüdüğüm ormanda bulduğum üstü kapalı ilk banka oturdum ve beni rahatlatacağından emin olduğum doğayı incelemeye koyuldum. Biliyorum doğadan bana muhteşem bir hediye gelecekti onu arıyordum.

Geldi de!
Yukarda gördüğünüz resim, öyle duygularla yaşanan bir günün içinden geldi!
Bayıldığım yağmur damlalarının yapraklarla buluşmuş haline ve  örümcek ağı sayesinde havada asılı duran damlacıklara baktığımda inandım ki; "her fotoğrafın bir hikayesi var".  Boşuna bazılarında dakikalarca takılı kalmıyoruz, hikayeleri derin çünkü. Benim bu fotoğrafımda  da o günkü hikayem var, yıllar sonra baktığımda;  "bir resim bin söze bedel" aslında diyeceğim.

Hikayelerin bol sevinçli, gözyaşlarının gülmeden kaynaklandığı ve fotoğrafların guzel anılarla dolup taştığı bir hayat diliyorum sevgili okuyanlara.

Pazar, Haziran 28, 2015

Doğanın gücü

Sevgili canlar, son zamanlarda çektiğim doğa resimlerinin içinde birkaç tanesi var ki; beni benden aldı resmen. Bunları hem sizinle paylaşıp hem de doğaya ne büyük haksızlıklar yapıyoruz, dertleşmek istedim.

Mesela bu resimde ne yapıp edip ben burda büyüyeceğim  diyen bir direnişçinin hikayesi var, evin çatısındaki oluğun içinde büyümüş ve ağaç olma yolunda ilerleyen küçük direnişçi  bize rağmen direniyor. Bu güzelliğin yaşam mücadelesini görünce, insanın kibirinden bir kez daha çok ürktüm. Hiç gözümüzü kırpmadan kestiğimiz ağaçlar, yok ettiğimiz ormanlar ve soyunu tükettiğimiz canlılardan bin kez özür dilerim açgözlülüğümüz için. 



Alttaki üç resmi çekerken tüylerim ürperdi inanın. O kadar muhteşem bir iş çıkarmışki örumcekle doğa ana birlikte, dakikalarca ayrılamadım  bu guzelliklerin yanından. Oya gibi örülmüş ağ ve yağmur damlalarıyla oluşan muhteşem sanat eseri. Allah aşkına hangi insan yapabilir bu muhteşem eseri sorarım size?

Doğanın bütünlüğünü bozmak için büyük bir güçle uğraşıyoruz, büyük küçük her canlının, çiçeğin böceğin bu bütünün bir halkası olduğunu unutarak.


Bedenimizin bile sahibi değilken, doğa ananın bize sunduğu güzelliklerin tek sahibi bizmişiz gibi yok edenlerden ve bütün bunları biraz daha lüks yaşamak için yapan insanlardan, sevmediğim halde bu duyguyu ruhumda barındırmayı, "nefret ediyorum".


Eskiden bulduğumuz boş arsalara binalar dikerdik, şimdi boş arsa kalmadığı için ormanları yok ederek yerine çirkin çirkin betonlar dikiyoruz. Kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz haberimiz yok. Çok zalimiz biz insanlar çok!


Aşağıdaki resimde kökünde bir yığın hayat barındıran bu güzelliği, bir insanın sırf kendi çıkarı için gereksiz yere neden yok ettiğini düşünürken "küt"  diye aklıma sorunun sevgisizlikten kaynaklandığı cevabı geliyor. Sevgisiz büyütülen  insanlarda olan "şiddet" bu, yok etme duygusu. Her canlıya zarar verebilir böyle insanlar, ağaçmış, hayvanmış, kadınmış, çocukmuş hiç önemli değildir onlar için, sevmeyi bilmezler çünkü. Yok etme meyilleri vardır. Çocuklarımıza her şeyden önce sevgiyi öğretmeliyiz, kayıtsız şartsız her canlıyı sevmeyi, yoksa;  "Doğayla savaş halindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz." demiş Hubert Reeves,  kaybedeceğiz gerçekten.












Çarşamba, Haziran 17, 2015

Boşver Be Yaşı Başı


Her şey benim kütüphane görevlisinden kitabı alıp, masada tek başına oturan yaşlıca adama yanınıza oturabilirmiyim diye sormamla başladı. Adamın gözleri açılıp büyük bir keyifle tabi ki dediği anda anladım o kitabı okumanın hayal olduğunu, konuşacaktı o biliyorum o sevinen gözlerin neden parladığını biliyodum ben.



Dakika bir gol bir, Rus olup olmadığımı sordu ve aldığı cevapla pek mutlu olmasada konuşmaya devam etti.  Bu arada ben bir iki kelam etmeye kalktım ama havada boş baloncuklar gibi savruldu cümlelerim, teslim oldum dinliyorum. 



Amcam 75  yaşında ve mühendis olduğunu söyledikten sonra biraz ailesini anlattı. Eşini sormasam hiç o konuya gelmeyecek ama iki kez üst üste sorunca mecburen cevapladı.  Eşi  uzun zaman önce kanser olmuş ve kurtulmus ama ilişkileri uzun zamandır kardeş modundaymış. 


Hayatla ilgili uzman kadar  bilgili  olması muhabbeti çok güzelleştirdi. Örnekleri ve tavsiyeleri ciddiye alınması gereken şeylerdi. Epeyce süren konuşmadan edindiklerim çok güzel olsa da kafamı emme basma tulumba gibi sürekli sallamaktan ve "hı hı" demekten yoruldum. Tam kalkmayı düşünürken amca bana telefon numarasını verip üzerine bir de, Brad Pitt edalarında hangi saatlerde arayabileceğim talimatını verince, gitmem gerekiyor deyip masadan kalktım. 

Öncelikle 75 yaşındaki insanın  kütüphanede hala yeni bir şeyler öğrenme isteğine bayildim. Benden 23 yaş büyük olan birinin, benim hadi canım bu yaştan sonra mümkün değil yaşamak dediklerimi yaşadığı için hafif kıskandım, hafif kendime kızdım ama ben bu muhabbetten almam gerekenleri aldım.

Hayatta yaşadığımız her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığına. Çapkın amca etkileyici konuşmasıyla kendine yatırım yapmak isterken bir şeyin farkında değildi. Bu muhabbet benim uzun zamandır hayatımla ilgili alamadığım kararların alınması için yaşandı, onun günü değildi bugün. Epeydir kafamı kurcalayan soruların cevaplarını ve tam nereden geldiğini bilmediğim keyifsizliğimin adresini buldum onun sayesinde, sağolsun amca bilmeden hayatıma dokundu.

Amcadan aldığım hayat dersleri  

* Hayat asla ve asla ertelenmeyecek. Ne olursa olsun birinci sırada hep kendin olacaksın.
* Kimseye sonsuz güven duymayacaksın, yoksa üzülürsün.
* Aşk yahu aşk, aşk yaşamalı insan diyor. Hangi yaşta olursa olsun sevgi iyi gelir insana deyip beni utandırıyor kendimden.
* Üzüldüğün zamanlar güldüğün zamanlardan fazlaysa hayatını gözden geçirmen lazım deyip beni sersemletiyor.
* Canın ne yapmak isterse onu yap. Kendin için yaşa, başkalarını boşver diyor! 

Yaşlı çapkından aldığım sağlı sollu darbelerden sonra, ertelediğim ne varsa yapmak için kendime söz verip, bu yazıyı yazmaya hazırlanırken internette bir dostumun paylaştığı Can Yücel'in  "Boşver Be Yaşı Başı" şiirini görmek, pastanın üzerine vişneyi yerleştirmek gibi geldi bana.

Kendi hayatımda uygulayacaklarım

* Her yerde aşktan, sevgiden söz ederken cır cır öten ve sevginin en önemli ilaç olduğunu savunan ben, iş uygulamaya gelince kaçacak delik arıyorum. Uygulanacaklar listemin en başında önce bana ve benim gibi isteyen herkese muhteşem aşklar diliyorum tüm kalbimle, sonra da dilemekle kalmamasını...

* Çok severim gezmeyi, yeni yerler görmeyi ve yeni insanlar tanımayı. Uzun zamandır bir türlü karar verip görmek istediğim yerlere gitmeyip hep erteliyordum! Hemen başlayacağım ertelediğim gezilerime.Mesela Türkiye'de Kapadokya'ya gitmemiş olmak ayıp gibi geliyor bana, bu ayıptan biran önce kurtulmalıyım. Seyahatlerimi burdan paylasacagim sizlerle.

* İnsanlara güvenim yok denecek kadar az olduğu için kimsenin beni bu yaştan sonra çok üzebileceğini sanmıyorum. Bir daha kazanabilirmiyim o güveni geri, valla bilmiyorum. 

* Gülmeler epeydir azalmıştı, derhal eski kıvamına gelecek gülmelerim, ağızlar dolusu gülünecek mümkün olan her fırsatta.


Sevgili arkadaşlarım bir örnek vermek gerekirse: Düşünün ki Alaaddin'in  Sihirli Lambası'ndan cin çıktı ve dileğin nedir diye soruyor, ona bekle biraz sonra söyliycem dermiyiz, demeyiz değilmi! Hayatımızda böyle işte, bekletmemeliyiz!  Hangi yaşta olursak olalım istediklerimizi yaşamalıyız. Olumsuz kalıplara sokmayıp, yarına garantimiz olmadığını bilerek, yaşamak için bize verilen tek şansımızı iyi kullanmalıyız.

Sevgimle♡

Bir tavsiye notuhttp://www.dailymotion.com/upload çok rica ediyorum şiiri burdan dinleyin, ya da okuyun, harika bir şiir bayılacaksınız. Yazanıyla ilgili karışıklık oldugu soyleniyor, ben takmadım çünkü hissettirdikleri idi önemli olan.

Pazar, Mayıs 10, 2015

Annesi olmaktan gururlandığım

Bana sorsanız hayattaki en büyük üzüntün nedir diye, annemi küçükken kaybetmem derim.  Çok küçüktüm dağlar kadar yüksek, okyanuslar gibi derin bu acıyla nasıl başedeceğimi bilemedim. Özellikle anneler gününde daha da hissedilen bu acının büyüdükçe dağlarını tepe, okyanuslarını  deniz yapabildim ama o yokluğun acı verme halini hiç yok edemedim.
İkinci soru olarak peki en büyük sevincin ne diye sorsanız, kızım derim! Dünyadaki en güçlü duyguların başında gelen annelik duygusunu tattığım gün sanırım en sevinçli günümdü.Hayatımdaki en büyük üzüntüm annesizlik, en büyük sevincim anneliğimse bu yazımı yokluğuyla üzüldüğüm anneme değil, varlığıyla mutlu olduğum sevinç duyduğum kızıma yazacağım.


Varlığına şükürler olsun dediğim kınalı kuzum...
* 15 gün erken geldiğin ve bir bebekten beklenen erken zamanda "agu" dediğin için başladı seninle ilk gururum.  Hele bir de erkenden çıkan o kırık pirinç tanesi dişlerini gördüğüm zaman ağzında elmas madeni bulmuş gibi sevindiğim..
* Düşe kalka öğrendiğin ilk adımlarını attığında, maraton koşmuşsun gibi gurur duyduğum, badi badi ördeğim benim diye sevdiğim..
* Çalışmaya dönmem gerekiyordu seni anaokuluna bıraktığım gün, sabah bıraktığım yerden seni öğleden sonra aldığımda inat edip içeri gitmediğini söylediler ağlamışsın habire, yüzün gözün toz içindeydi,  o küçücük yaşında kararlılığından ötürü gurur duyduğum.
* Baktınki bu okul işleri uzun sürecek 3 yaşında sen işe git, ben yalnız yaşarım evde diye özgürlük ve bağımsızlık benim kaderimdir diyenim...
*İlkokula başladığında seni tuvalete göndermeyen eğitmen bozuntusuna inat altına işemene üzülme diye, ben senden çok daha büyüktüm işediğimde altıma diye yalan uydurup, inanıp rahatladın diye sevindirik olduğum.
* Yediğin salatalık turşularını benimle paylaşmamak için üstüne yatıp, bana sadece saplarını layık gördüğünde, benim gibi salak olmayıp hakkını korumayı bileceksin diye mutlu olduğum..
* Havaalanına giderken heyecanını anlamayıp, midemde kelebekmi var acaba diyecek kadar küçük olduğun halde, kıta değiştirme maceramızda gücünden güç alacak kadar güven duyduğum..
* Onca farklılıklara, zorluklara, imkan ve imkansızlıklara rağmen değiştirdiğimiz kıtada küçücük yaşına rağmen gösterdiğin büyük direnç için gurur duyduğum.
* Bu ana kadar her şey iyiydi bundan sonrasına garanti veremem diye başlayan ergenliğin ve burnumdan fitil fitil getirmelerine rağmen, umudumu hiç yitirmediğim..
* Bir meşhur olupta tozunu yutamadığım sahnelere çıkıp, showlarda dans edip şarkılar söylediğinde, kendimi Broadway yıldızının annesi gibi hissedip böbürlendiğim...
*  Babamız olmadan yürüdüğümüz hayat yolunda birbirimize anne, baba, dost, akraba olup bazen tek ve hür, bazen de orman gibi hissedebildiğimiz için gücünü ağaçlardan almış dediğim..
*  Doğaya, dünyadaki bütün canlılara ve özellikle insanlar çok acımasız onlara karşı diye hayvanlara olan düşkünlüğüne, maneviyatına saygı duyduğum..
* Mezuniyet töreninde sanki dünyadaki tek üniversite mezunu senmişsin gibi hissettiğim, her anne benim gibi abartılımı kızım dediğimde dürüstçe sen biraz daha fazlasın desende olsun, öyle hissetmekten vazgeçmediğim iki gözüm...
Büyümüşte adam olmuşta sevgilisiyle aynı evde oturacakmış artık diye yuvadan uçmaya hazır küçüğüm benim, gurur listem uzar gider sonu gelmez bu listenin. Bir annenin evladında görmek istediği bütün güzellikleri bana gösterdiğin için sana çok teşekkür ederim.
Küçüğümsün böcüğümsün, hala salıncaktan süperman gibi uçanımsın, dana gözlüm mor menekşem, erik canavarım, saçları kesilince hala ağlayanım;  içim acır ne kadar büyük olursan ol sen düştüğünde, ama olur da bir gün yine düşersen küçükken düştüğün gibi, nerde olursam olayım "öpimde geçsin" derim ben, sakın unutma annesi olmaktan gururlandığım!

Cumartesi, Mart 28, 2015

Ruhumuzda bahar temizliği yapalım

Hani bi şarkı vardır "Ben her bahar aşık olurum." diye, beni nasıl gaza getirir bilemezsiniz.
Her bahar bu şarkıyla bir coşarım ki, sormayın gitsin!
Aşık olasım gelir, sokaklarda şarkı söyleyesim, olur olmaz yerlerde dans edesim, dağ tepe tırmanasım gelir, herkesi öpesim, sevdiğimi söyleyesim, her şeye gülesim gelir.

 

Hatta Orhan Veli gibi hissedip eve ekmek tuz getirmeyi bile unuturum bu havalarda.
Bu sene bana bir haller oldu ve bahar duygularım yerini bahar temizliği denen şeye bıraktı nedense. Allah allah! coşup taşmam gereken yerde acaba badanamı yapsam diye düşünürken buldum kendimi. Hemen çimdiği bastım kendine gel diye, bir işe yaramadığını görünce eşe dosta bu değişiklik nedendir acep diye sordum -aldığım cevaplar hiç hoşuma gitmedi- ve sonuçta bu edepsiz baharların çok değiştiğine karar verip, kaderimse yaparım temizliğimi ve badanamı otururum mis gibi dedim, dedim ama anarşist ruhum pek kabul etmedi bu durumu.  Bir umut evrenin beni iyi duymadığını düşünüp olanca sesimle ben temizlik değil, aşk istiyorum diye bağırsam da hiçbir sonuç alamadım...

Ruhumun düzenli yapılan şeylere karşı isyankar tavrı yine gösterdi kendini ve ben bu işten kıvırtmanın yollarını aramaya başladım. Eve gelen misafire ikinci çay doldurulacağı zaman "çay içmezsiniz"değilmi diye soran bir kız çocuğuydum ben ne işim olur benim bahar temizliğiyle, temizlik kirlendiği zaman gerekir, baharı kışı olmaz dedim ve kafamda şimşekler çaktı.

Ev temizliği değil de, ruh temizliği yapmaya karar verdim!

İnsanın önce ruhu temiz olsun bana göre gönlü temiz olsun, geri kalanlar zaten halledilecek şeyler. Bu yüzden evimden önce uzun süren kışın etkisinde kalan ruhuma bahar temizliği yapmaya karar verdim. Çok kolay hiçbir masrafı yok, yorgunluk desen hiç yok ve hatta hafifleyip keyifleniyorsunuz valla bu temizlikten sonra. Hele bir de kahyası olursanız o keyfin kuşlar gibi özgürleşiyorsunuz.

İsterseniz bana eşlik edin beraber temizleyelim ruhları.
Büyüklerimiz "birlikten kuvvet doğar" diye boşuna dememişler!

Nasıl yapalım?

Öncelikle bulduğumuz her boşluğa neşe, hoşgörü ve sevgi  ekelim. Güzelce şefkatli bir şekilde büyütelim ve bizi gören insanlar aynı tohumları eksin, çok bol hasat elde edelim.

• Ruhumuzun karanlık kalmış, güneş almamış bölümlerini  havalandıralım ve kenarda köşede sıkışıp kalan öfke, kızgınlık ve nefret gibi duyguları acilen süpürüp yok edelim. Güzelce havalanıp süpürülen o kısımları muhteşem renklere boyayalım.

• Kolay olmuyor unutmak ama, geçmişte yaşadığımız üzüntüleri bahar yağmurlarında öyle bir yıkayalım  ki, hiçbir iz kalmasın. İnatla bugünümüze gelmek isteyen olursa onlarla dost olup daha birçok baharları beraber yaşama şansı verelim ama bir şartla; asla bugünümüze karışmama şartıyla!

• Yararlı olmayan, güzelliğini yitirmiş ve bize  keyif vermeyen, ruhumuzu her fırsatta hırpalayan duyguları siz kim oluyorsunuz da beni böyle hırpalıyorsun diye baharın ellerine verelim, halı döver gibi dövsün onları bahar ve biz hafifleyelim.

• Silkeleyelim farkında olmadan yakamıza yapışmış olumsuz düşünceleri, eleştirileri, haksızlık etmeleri bir güzel silkeleyelim. Oh be! dünya varmış rahatladım bu silkelemekten deyip,  yerine Mevlana'nın 7 öğüdünü yerleştirelim. 

• Yüreğimizin  bütün camlarını açıp havalandıralım iyice, kış mevsiminin griliğine takılı kalmış ve nem kokan duygulardan arındıralım kendimizi. Bir bahar hediyesi verelim kendimize ve bugüne kadar hiç denemediğimiz bir şeyi deneyelim, ya da hiç bilmediğimiz bir şehre gidip yeni başlangıçların keyfini çıkaralım.

•  Eskimiş ama alışkanlık olduğu için vazgeçilemeyen bütün duyguları kuşların kanatlarına takalım alıp uzak diyarlara götürsünler. Yerine,  gagalarında pembe çiçeklerle süslenmiş zarfın içinde hepimize yeni umutlar getirsinler. Gözümüz gönlümüz yeni umutlarla açılsın ve baharın mis kokusuyla kendimizden geçelim.

•   Yürek havalandırıldıktan, renkli boyalarla süslendikten, fazlalıkları çıkarıp tozlarını aldıktan sonra;  sevgiler ekildikten, geçmişle barışıldıktan, yararsızları yok etme görevi kuşlara verildikten  sonra hep bir sonraki bahara ertelediğimiz şeyleri hemen yapmaya başlayalım.

O ne der, bu ne der diye düşünüp ertelediğimiz, bu yaşta olurmu diye yaşamadığımız duygular; gitmek isteyipte gitmediğimiz geziler, sevdiğimiz halde söylemediğimiz insanlar vallahi bizden hesap sorar yaşanmazsa bu bahar.
Hadi sıvayın kolları bu bahar başka bahar!

Cumartesi, Mart 07, 2015

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlamıyorum

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlamıyorum çünkü:



* Ülkemdeki kadınlar acımasızca tecavüz edilip, dövülüp öldürülürülüyor ben yapmacik bir şekilde kırmızı bir karanfil verilerek oy kazanmak için kutlanacak kadınlar gününü samimi bulmuyorum.

* Kadınları yaşadıkları ortamdaki tehlikelerden koruyacak, güçlendirecek, eğitecek, erkek egemen bir toplumda eşit hakları verecek bir uygulamaya başlanılmadığı sürece hiç kimsenin sözüne güvenmiyorum. 

* Şiddetin durmasında nasıl katkim olur diye düşüneceği yerde, hemcinsine toplumla beraber haksızlık yapan kadınlar olduğu sürece çok daha fazla işimiz olduğunu düşünüyorum.

* Bu ülkede töreler yüzünden, kadına koyulan yasaklar yüzünden, giysilerinin, medeni durumunun, gece sokağa çıkmasının şiddeti ve tecavüzü haklı çıkarması yüzünden birçok şeye katlanamıyorum.

* Kadınların, kız çocuklarının vücuduna kendileri istiyor diye zorla dokunan erkekler olduğu sürece ve onları haklı çıkarmak için uğraşan politikacılar bizi yönettiği sürece birçok şeyin daha yasal yollardan sapıkça yaşanacağını biliyorum. 

* Kadınlar için mide bulandiran abuk subuk benzetmeler yapılıp, saçma sapan sözler, mesela 'Dişi köpek kuyruğunu sallamazsa, erkek köpek peşinden gitmez.' sözü gibi aşağılayıcı  sözler kullanıldıkça erkeklerin bunlardan cesaret alacağına inanıyorum.

* Bir ailenin kızına, bir çocuğun annesine, birilerinin kızkardeşine, ablasına, teyzesine, halasını vahşice şiddet uygulayıp öldüren erkekler elini kolunu sallayarak gezip, bizimle aynı havayı soluduğu için acı çekiyorum.

Sonuç olarak, her gün gözümüzü vahşi bir kadın cinayetiyle açtığımız, ayrı bir vahşetle kapadığımız çok kötü bir ortamda yaşadığımız ve bunu haketmediğimizi düşündüğüm için, bu ve bundan sonraki senelerde kadınlar gününü kutlamayı düşünmüyorum.



Yazıma nerde ne kadar şiddet gören kadın varsa biran önce kendi kurallarını kendilerinin koyduğu ve mutluluk içinde yaşadıkları bir dünya dileyerek Ece Temelkuran'ın kitabı 'Düğümlere Üfleyen Kadınlar'ın  bir bölümüyle son veriyorum:
" Bir: Asla yapmadığınız bir şey için özür dilemeyin. İki: Kendinizi gereğinden fazla açıklamaya çalışmayın. Üç: Asla başarılarınızı hafife almayın. Dört: Hiçbir zaman lafa 'yanlış düşünüyor olabilirim ama...' diye başlamayın. Beş: İstemediğiniz sorulara asla cevap vermeyin. Altı: Hayır demekten kaçınmayın. Yedinci kuralı ise kendiniz koyacaksınız. Bu her tanrıçanın hakkıdır."







Pazartesi, Şubat 23, 2015

Gittikçe Kötüleşiyormuyuz



Sevgili dostlar son zamanlarda nerdeyse her gün yaşadığımız kabus gibi cinayetlerden inanın  çok mutsuz, üzgün ve huzursuzum. Her gün üst üste öldürülen kızlarımız, genç delikanlılarımız, kadınlarımız, tecavüz edilen çocuklarımız, hayvanlarımız beni perişan ediyor vallahi! Bu tür hasta yaratıklarla aynı ortamda olma düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor inanın. 
   
Gittikçe kötüleşiyormuyuz yoksa hepmi böyle sevgisiz, vahşi, acımasızdık biz sorgulayıp duruyorum günlerdir. Sanki içimizde uyuyan bir canavar vardı ve birileri dürterek uyandırdı o canavarı, o da bize acı çektirmek için önüne gelene saldırıyor gibi hissediyorum. 

anxiety images ile ilgili görsel sonucu

Sevgili kızımız Özgecan'ın ardından sanki çorap söküğü gibi geldi her şey ve her gün yeni bir cinayete uyanıp, akşam başka birine kapattık gözlerimizi. Ne kadar kötü şartlarda yaşıyoruz bakarmısınız!

Neler oluyor bize ya da neler olmuştu bize diye arpacı kumrusu gibi düşünüp dururken bulduğum ve benim sorun olarak gördüklerimi sizlerle paylaşmak ve fikrinizi almak istiyorum. 
Ben şahsım olarak rahat bir nefes alamıyorum, tıkandım artık her gün duyduklarımdan, önümüz arkamız, sağımız solumuz karanlık ve ben bu karanlıktan hemen uyanıp, 
"BU BİR KABUSTU VE BİTTİ" demek istiyorum.


Toplum olarak:

* Birbirimize ve etrafımızdaki her şeye karşı çok acımasız olduk. Elimize geçirdiğimiz her şeyi yakıp yıkıyoruz, kesip biçiyoruz yok ediyoruz.

Bir arada uyumla yaşamak nedir unuttuk. Birbirimizin sevinçlerini kıskanıp yine birilerinin acıları hakkında  akıl yürütmeye kalkıyoruz.
  
Sürekli bir şikayet halindeyiz, herkesten ve her şeyden yakınıyoruz ama
değiştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Olur da  birileri cesur davranıp haklarımız için çabalarsa hiç düşünmeden yarı yolda bırakıyoruz.

Sokaklarda yürürken bile her an patlamaya hazır bir bomba gibiyiz, resmen hınç var içimizde birbirimize karşı. Çok haince öfke duyabiliyoruz hiç tanımadığımız birisine sırf bize benzemediği için.

Acayip kibirli davranıyoruz. Kaf dağına çıkmış kibirimizle diğer insanları hep bir küçük görme halindeyiz. Bir dikkat edin allah aşkına, başkasıyla ilgili bir konuşma yaparken olumsuzluk ekleri havada uçmuyormu bir bakın! 

Açgözlü olmuşuz, bir türlü doymuyor gözümüz hep istiyoruz. Sürekli bir alma halindeyiz. Küçüğümüz büyüğümüz gezmeye nereye gidelim desek, cevap alışveriş merkezlerinde gezmek oluyor. Alalım, alalım, her çıkan yeni şeyi alalım ruh halindeyiz.

Her canlının hakkını yiyoruz ama hep bizim hakkımız yeniyormuş gibi söyleniyoruz. Bütün konuşmalar ben, bana, beni diye başlıyor ve bitiyor. Hiç özeleştiri yapmıyoruz, suçla karşındakini bitsin!

Küçücük çocuklarımız evlendiriliyor, kaçırılıp tecavüz ediliyor, öldürülüyor, biz adamakılla bir eylem yapıp ortalığı ayağa kaldırmıyoruz. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." halinde yaşayıp gidiyoruz.


Okumuyoruz hakikaten okumuyoruz ve sormuyoruz. Kulaktan dolma her türlü bilgiyle yaşayıp, bir konu açıldığı zaman her şeyi biliyor gibi konuşup karşımızdakine hiç söz hakkı tanımıyoruz.

Hayvanlara karşı yok etme çabamız büyük bir azimle devam ediyor, ne zararları varsa bize bir türlü bulamıyorum ama...

Birçok kadın tecavüz edilerek, yakılarak, bıçaklanarak, işkence edilerek öldürülüyor, nerdeyse zavallıları haksız buluyoruz. Dünyada en kötü durumda olan ülkelerin başında yer alıyoruz tecavüz ve öldürmelerde ama biz hala kadınların giysilerinde takılıp kalıyoruz, olacak iş değil!

Mutlu insan görmeye tahammülümüz yok, gülen insanlara karşı ciddi bir tepki gösteriyoruz. Sokakta biraz neşeli davransa insanlar derhal göz hapsine alıyoruz ve gülmelerini suratlarında donduruyoruz.

Valla sevgili dostlar aramızda sağlam kalanların bile hastalandığı bu zamanlarda akıl sağlığımıza sahip çıkalım ve ne olur sağduyu ile hareket edip bu korkunç zamanları aklın yoluyla bir olup aşalım. 
Gün birlik olma günüdür başka çözüm yolu yok gibi görünüyor bana...

anxiety images ile ilgili görsel sonucu